Her gün yeni bir şeyler öğrenerek yaşamını sürdüren, büyüyen, gelişen, olgunlaşan bir varlıktır insan. Psikolog Doktor eğitim psikolojisi, çocuk psikolojisi, pedagoji alanlarında ve günlük hayat akışı içersinde hayatın bana öğrettiklerini kendi yansıtmalarımla bu blog aracılığıyla okuyucularla paylaşıyorum. Bir bakıma hem hayatı kendimce yeniden anlamlandırıyorum hem de okuyucularla birlikte yeni şeyler de öğreniyorum.
28 Temmuz 2012 Cumartesi
Deniz, Güneş, Kum: Çocuk Parkı
27 Haziran 2012 Çarşamba
Karikatürlerde Eğitimsel ve Psikolojik Dokundurmalar -2
Resim derslerinde bile ezbere temellendirilmiş eğitimimiz de farkına varmamışız. Kaçınız acaba resim dersinde bir manzara çiz dendiğinde yukarıdaki karikatürdeki gibi bir resim çizmemiştir? Valla ben senelerce sadece bu tip manzara resimleri çizdim, sanırım tek fark evi biraz daha küçük yapıyordum ve dağların sağına koyuyordum. Şaka bir yana seneler sonra anlıyorum ki resim dersleri içimizdeki ressam potansiyelini keşfetmek için değil de boşluklar dolsun diye verilmiş sanki. Ama yine de hakkını yemeyeyim lisemin, dönem arkadaşlarımın içinden ilgiyle takip ettiğim ressam arkadaşlar çıkmadı değil.
15 Haziran 2012 Cuma
Farkındalık kazanmak için Farklılıkları Keşfetmek Gerek
20 Mayıs 2012 Pazar
Geçmişe Yolculuk Etmek İsteyen??
30 Nisan 2012 Pazartesi
Kreş ve Anaokulu Gezisinden İzlenimler
Bu okulda çok kültürlülükle ilgili yapılan uygulamalardan ikisi çok hoşuma gitti. Birincisi okulda çalışan öğretmenlerden bir ekip her sene öğrencilerinin geldiği ülkeler ve şehirleri kapsayan bir eğitim gezisine çıkıyormuş. Böylece öğrencilerinin hangi şartlardan geldiklerini daha iyi anlayan öğretmenler onlara daha uygun bir şekilde yaklaşmayı öğreniyorlarmış. Diğer bir uygulamada da, özellikle okulda Fas asıllı öğrenci çokluğunda, kurban bayramı sırasında onların kutlamalarına okul olarak ortak olduklarından söz ettiler. Bunca okul gezdim, hiç bir okulda da bizim öğrencilerimiz için şu gün önemli, o günü eğitim programımıza dahil ettik sözünü duymamıştım. Varsa yoksa hep hristiyan kökenli Katalan bayramlarının kutlanması önemseniyordu...13 Nisan 2012 Cuma
Peki Ya siz? Bir Alex misiniz?
20 Mart 2012 Salı
Avrupa’da yaşadığını hissetmek: Piknikte Caz


Barselona’da genelde piknik günü Pazar günüdür ve geleneksel olarak Parc de Ciutadella’da yapılır.


Parc Güell Barcelona’nın en turistik parkı olduğu için masamız sık sık turist ziyaretine uğramıştı, çünkü masanın üstü çok renkliydi. Yemekler ise lezizdi. Diğer ise Barselona’daki Türk topluluğu olan Barcelona Turca’nın organize ettiği Les Planes’da yapılan mangallı piknikti. Bir tarafta sıralanmış dev ızgaralarda yemek pişiren arkadaşlar, öte tarafta kağıt ve tavla oynayanlar...


Ancak bu haftasonu piknik yaparken arkadaşlarıma “İşte böyle ortamlarda Avrupa’da yaşadığımı hissediyorum” dedim sonra da bu yazım aracılığıyla neden böyle hissettiğimi irdelemeye karar verdim.
Avrupa kentlerinde halka açık, ücretsiz kültürel ve sanatsal etkinlikler organize edildiğinde kalitesinden şüphe duymadan, etraftaki kalabalıktan rahatsız olur muyum, biri bana sarkar mı, tacize uğrar mıyım diye düşünmeden etkinliği keşfe çıkarım. Türkiye’de ise bir yerde bedava etkinlik varsa oradan uzak durmam tembihlenirdi geçmişte. Sosyal sınıflar arasındaki çizgilerin çok belirgin fark edildiği bir toplumda yaşadığımızdan olsa gerek, herkesin olduğu ortamlar güvenli gelmezdi. Seneler geçti, piknik kültürleri bile sınıflar arasında farklılık göstermeye başladı. Sahil kenarında piknik yapanlar varoş olurken, Polonezköy’de kendin pişir kendin ye ortamlarında piknik yapmak elit sayıldı.
Müzik sevgisi bile sınıflar arasında farklılık gösterdi. Bir taksiye binince klasik müzik veya caz duymak bizim için sevindirici bir süpriz olurken, senelerce türkülere, arabesk şarkılara kulaklarımızı tıkadık. İstanbul başta olmak üzere Türkiye’deki Caz Festivalleri hep belli bir kesime hitap etti. Kahvaltıda Caz, Caz Vapuru gibi etkinliklere katılmak için cebinizin dolgun olması gerekti. Belki de bu nedendir ki Caz bizlere hep elit sınıfa hitap eden bir müzikmiş gibi geldi.
Bu Pazar günü Piknik’te Caz etkinliği sırasında Avrupa’da yaşadığımı hissettim. Çünkü;

etkinlik ücretsizdi, canlı Caz konserleri ard arda yapıldı, etraf çok kalabalıktı ama kimse kimseyi rahatsız etmiyordu, etrafta tüp ve benzeri yanıcı madde, dumanı tüten mangal yoktu, aileler kendi aralarında sakince aile saadeti sürüyorlardı, dereciğin içinde çamurlarla oynayan çocuklara müdahale eden “çocuğum üstün başın pislenecek, o pis yerde leşin içinde oynanır mı?” diyen anneler yoktu. Caz ve güneş herkesin ruhunu gevşetmişti sanki...
Piknik grubumda muhabbet derinleşirken ben etrafı, aileleri ve çocukları gözlemledim bir süre.

Ve çocuklara bir kez daha hayran oldum. Ortamdaki atık malzemeleri kullanarak, yaratıcılıklarını konuşturarak nasıl oyun oynadıklarını izledim. Oyun oynamak için sadece çevreyi iyi okumanın, yaratıcılık kullanmanın ve gerçekten özgür olmanın yettiğini gördüm.
Aşağıdaki videoda iki çocuk göreceksiniz, dere içinde plastik tabak, şarap mantarları, cips torbası ve çamurla nasıl oynadıklarını izleyeceksiniz (videoyu dikkatle dinlerseniz Caz müziğini de arka fonda duyabilirsiniz).
İçinizden bir çoğunun “bunların ana babası yokmu bu pisliğin içinde çocuklarının oynamalarına izin veriyorlar” dediğinizi duyar gibiyim. Belki haklı da olabilirsiniz. Ancak çocukların ne kadar dikkatli oynadıklarını, düşen paçalarını sıvadıklarını, üstlerine bir damla bile çamur sıçratmadan oynamalarını gözlemlemek onlara karşı bir hayranlık yarattı içimde. Sorumluluk duygusu, bilinç budur işte dedim içimden. Sanırım çocuklarımıza bu bilinci aşılayıp, kendilerine dikkat etme sorumluluğunu verdikten sonra onların doğa ile barışmasını sağlayarak özgürce oynamalarını, oynarken büyümelerini izlemek her anne baba için mutluluk ve övünç kaynağı olacaktır.
Çocuklarınızı doğadan mahrum bırakmamanızı umarak bahar aylarında pikniğin ve müziğin keyfini çıkarmanız dileğiyle bu yazımı da burada bitiriyorum.


