Çok Kültürlü Sınıf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çok Kültürlü Sınıf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2010 Çarşamba

Farklıyım, Farklısın, Farklıyız…

Son iki aydır hayatım birkaç parçaya bölünmüş bir şekilde seyrederken bedenim o kadar yoruldu ki blog yazmaya vakit ayıramadım. Yoğunluğu boşluğa tercih eden bir yapım olmasına rağmen hayatım yollarda geçip uykumu ancak trendeyken almaya başlayınca artık biraz mola vermenin vakti geldi dedim. Neyse ki imdadıma 5 günlük tatil yetişti. Allahtan Noel tatiline de az kaldı. İstanbul’a kavuşmama 9 gün kala heyecanım doruklara tırmanırken bu aralar kafamı kurcalayan konu olan “Farklılık, Çeşitlilik” (Diversity) konusu hakkında birkaç satır yazmaya karar verdim.

Kasım ortası itibariyle resmen ve fiilen araştırmamın pilot aşamasının veri toplama süreci başladı. Alana çıkıp gerçek yaşamların içine girmek çok keyifliymiş, ancak bir o kadar da zor. Neredeyse eş zamanlı olarak bir sivil toplum kuruluşunun eğitim merkezinde staj yapmaya da başladım. Bunlar başlamadan önce çalıştığım okulda da çalışmaya devam ettim. Aynı anda 3 farklı ortamda 3 farklı gerçekle karşılaştım, her biri içindeki farklılık, çeşitlilik birbirinden farklıydı. Bu 3 kurumdaki farklılıklardan bahsetmeden önce bu çeşitlilik, farklılık konusunu daha makro bir düzeyde ele alarak başlamak istiyorum.

Dünya haritasına baktığınızda İspanya Akdeniz’in bir ucunda, Türkiye’nin ise diğer uçta olduğunu görürsünüz. İspanya’yı gören Türklerin birçoğundan duymuşumdur, “burası Türkiye’ye çok benziyor” sözlerini. Zaten benim de Barselona’da okuma kararı almamdaki en büyük nedendi kendimi “İstanbul’daymışım gibi” hissetmem. Tabii seneler geçti, maalesef benim için “her yer İstanbul” olamadı, Barselona’nın her köşesinde, çoğu zaman fark etmeden, İstanbul’u, ona olan aidiyetimi aradım. Türkiye’nin en kaotik şehrini, İspanya’nın belki de en “Nezaket Kurallarına Uyan” şehrinde aradığımı fark etmem zaman aldı. Türkiye’nin kültür mozaiğinin zenginliğinden, İstanbul’un çelişkiler şehri olduğundan bahsetmeme gerek yok sanırım. Barselona’da ise farklı bir zenginlik var. Mesela dil zenginliği. Metroya bindiğinizde bir vagonda en az 10 farklı dil duyabilirsiniz, otobüste yanımda oturanların okudukları kitaplara baktığımda da İspanyolca ve Katalancasından tutun, Gürcüce, Rusça ve daha nece olduğunu anlamadığım birçok kitabın okuyucularını gizliden gizliye süzerim. Dış görünüşlerinde onları “diğerleri”nden ayıran, okudukları kitap haricinde, başka ipuçları ararım. İstanbul’da bana Türkiye’nin kültürel zenginliğini hatırlatan iki kilit yer var: 1. İstiklal Caddesi, 2. Esenler Otogar. Barselona’da ise Turistik yerleri dışarıda tutarsak, sanırım en kilit yerler toplu taşıma araçları ve okullar.

Nüfusunun %18’inin yabancı olduğu bir şehirde, yani Barselona’da, insan yabancı olduğunu fazla hissetmiyor olsa da ait olma konusunda sıkıntı yaşanıldığı da bir gerçek. Şimdi size bir soru: Farklılıklar içinde farklılığınızın kaybolmasını mı, aynılıklar içinde farklılığınızın dikkat çekmesini mi tercih ederdiniz? Seneler önce Dominik Cumhuriyeti’nde yaşadığım zaman aynılıklar içinde (kastım melez ve siyah ırk ağırlıklı bir nüfus) farklılığımın (süt beyaz bir ten rengi) dikkat çekmesinden ne kadar rahatsız edici ve güvenliğimi tehlikeye atıcı bir şey olduğunu fark etmiştim. Diğer taraftan, herkes farklıyken sizin de farklı olmanız siz fark etmeden arada yok olup gitmenize sebep olabilir.

Yukarıdaki soruya vereceğiniz cevap, hayata karşı olan duruşunuzu etkileyebileceği gibi, öğretmen iseniz öğrencilerinize karşı olan tutumunuzu da etkileyecektir. Barselona’daki en kilit yerlerden birinin okullar olduğundan bahsetmiştim. Şimdi bu gözlemimi biraz detaylandırayım.

Aynı dönemde biri yüksek sosyo-ekonomik düzey kesime hitap eden tam özel bir anaokulu, diğeri ise tam aksine, düşük sosyo-ekonomik kesimin gittiği, öğretmenlerin çalışmak istemedikleri bir bölgede olan devlet anaokulundaki farklılıkları gözlemleme, farklı öğrenci popülasyonuyla çalışan öğretmenlerin tutumlarını karşılaştırma fırsatı buldum. Burada yazacaklarım, akademik geçerlilik taşımıyorlar (henüz). İleride veri analizi sürecim bitince daha bilimsel bir şekilde çıkarımlarımı ortaya koymayı umuyorum. Şimdilik bana çarpıcı gelen birkaç gözlemimden bahsedeceğim.

Özel okuldaki sınıftaki farklılık olarak göze çarpan ilk şey dil kullanımlarıydı. Anadilleri farklı olan çocukların toplandığı bu sınıfta bir iki öğrenci dışında herkes en azından 2 dilliydi. 2 öğrenci ise 4 dilli (biri Çince-İngilizce-İspanyolca-Katalanca, diğeri ise İtalyanca-İngilizce-İspanyolca-Katalanca) biliyordu (5 yaşında 4 dili konuşan bir çocuğun beyninin nasıl işlediği mucizevî bir şey gibi geliyor bana). Ancak öğretmenin “farklılık” kavramına giren çocukların başka özellikleri vardı. Öğretmen bu çocukları “My Special Kids” (yani benim özel çocuklarım) olarak tanımlıyordu. Bu çocukların ortak özellikleri ise olgunlaşma düzeylerinin diğer çocukların gerisinde olması, akademik açıdan öğrenme süreçlerinin başarısız olarak değerlendirilmesiydi. Öğretmenin bu çocukların başarılarına yönelik beklenti düzeyi ve onlara karşı tolerans eşiği nispeten daha düşüktü. Sınıf içinde bulunduğum 2 ay içersinde, öğretmenin ısrarla dışlayıcı davranışlarına maruz kalan, bir çocuk (ki bu çocuk davranış bozuklukları sergilemekle birlikte aslında biraz ilgiye ihtiyaç duyan çok da yaramaz olmayan bir çocuktu bence) ailesi tarafından okuldan alındı. Bu durumla ilgili öğretmenin yorumu ise dikkat çekiciydi: “Gitmesindeki tüm suç benim değil, neyse ki okul yönetimi de gittiğine sevindi.” Bu öğretmenin, aileler hakkındaki konuşmalarını duydukça dehşete kapıldım. Olayı “bu insanların çocukları olmamalı.” ya kadar götüren yorumlarla beni şaşırttıkça şaşırttı. Bu kadar farklı çocuk içinde farklılığı en dikkat çeken öğrenci ise, yardımcı öğretmenliğini yaptığım Türk öğrenciydi ki sınıfta konuşulan hiçbir dil ile iletişime geçemiyordu. Bu durumda öğretmenin kolaylaştırıcı bazı stratejiler düşünmesi gerekirken, “zaten farklı, kendini daha da farklı hissetmesini istemiyorum” diyerek üzerindeki iş yükünden kurtulmayı tercih ediyordu. Neyse ki öğrencim benim de desteğimle durumu 2 ay gibi bir sürede olumlu gelişmeler gösterdi ve bana ihtiyaç duymadan okul gününü bitirebilecek duruma geldi. Ancak kişisel olarak üzülüyorum, veliler çocukları iyi eğitim alsın diye onca para veriyorlar ve paralarının karşılığı nasıl bir hizmet aldıklarının farkında değiller.

Devlet okulu örneğimizdeki göze çarpan ilk farklılık ise ırk ve kültür idi. Sınıfın çoğunluğu Fas kökenli olmakla birlikte 2 tane Senegalli öğrenci, 1 Latin, 1 Portekiz’in Romanlarından ve kalanların İspanyollardan oluşuyordu. Ortak dil olarak Katalanca kullanılıyordu. Bu okuldaki araştırma sürecim hala devam ettiği için eminim süreç içinde bu farklılıklarla ilgili daha çok şey karşıma çıkacak. Şimdilik burada yazacaklarım, görüşme yaptığım 2 öğretmenin “farklılık” ve “çeşitlilik” kavramlarıyla ilgili. İki öğretmenin ortak görüşü, bu kadar farklı çocukla çalışmanın ekstra yük getirdiği ve çoğu öğretmenin bu yükü taşımak istemedikleriydi. Bir öğretmen “farklılık”ları zenginlik olarak nitelendirirken, farklı çocukların eğitim sürecinde bir “sorun” olarak görüldüğünü söyledi. Bir yandan da, ortamın çok kültürlü olmasının(hani heterojen sınıf) kültürel farklılıkların dikkat çekmemesini sağladığını dile getirdi. Yani, “herkes o kadar farklı ki, kimsenin farklı olması dikkat çekmiyor.” İki öğretmenin farklılık, çeşitlilik kategorileri birbirlerinden farklıydı. Mesela bir öğretmen, dil, kültür, din, engellilik gibi daha çok görünen özellikleri çeşitlilik olarak vurgularken diğer öğretmen okul sistemi içersinde çocukların eğitim süreçlerini zorlayan farklılığın aile yapısından kaynaklandığını vurguladı.

Özetlemek gerekirse, herkesin aklındaki “farklılık”, “çeşitlilik” kavramı yaşadıkları gerçekliğin yansımasıdır. Farklı çocukların sınıf içinde eğitim sürecine dâhil edilmesinde okul içi ortak bir “farklılık” kavramı oluşturup, bu kavram doğrultusunda etkili stratejiler geliştirilmelidir. Unutmamak gerek ki, bir çocuğu dışlamak, onu kaybetmek çok kolay, kazanmak ise çaba ve zaman gerektirir.

Inclusão (Inclusion) from Rogerio Weikersheimer on Vimeo.


Bu sefer yazım biraz dağınık oldu gibi. Aklımda aslında yazmak istediğim o kadar çok şey var ki bu konuda… Daha staj maceralarım var mesela. Onlar da daha sonraki yazılarıma kalsın…


NOT: Farklılıklar ile ilgili karikatür Tonucci'ye aittir. Daha net bir şekilde görmek ve yazıları okumak için resmi tıklamanız ve orijinal boyutuna ulaşmanızı tavsiye ederim.

Tavsiye: Okul öncesi dönemde farklılıkların eğitim sürecine nasıl dahil edildiğiyle ilgili akademik okuma yapmak isteyenler için de şu makaleyi öneririm:

Petriwskyj, A. (2010). Diversity and inclusion in the early years. International Journal of Inclusive Education, 14(2), 195-212.


15 Şubat 2009 Pazar

Sınıf: Kapsayıcı Eğitim Açısından Bir Film Analizi

En son yazımda size izlediğim bir filmden bahsedeceğimi söylemiştim. "Entre Les Murs" (İspanyolca ve İngilizce'ye Sınıf olarak çevrilmiş) Paris'te çok kültürlü bir okuldaki bir sınıfta geçiyor. Öğretmenlerin öğrencilere olan yaklaşımları, tutumları ve ilişkileri üzerine düşündürücü örnekler sergiliyor bu film. Aşağıdaki linkten fragmanı izleyerek biraz fikir edinebilirsiniz.



Bu yazımdaki amacım filmi ne sinemadaki yeri açısından irdelemek ne de uzun uzadıya filmde olup biteni anlatmak. Filmi izlerken gözüme çarpan, aklıma takılan, kapsayıcı eğitimi destekleyen veya çatışan bir kaç örnek aktararak kapsayıcı eğitim uygulamaları hakkında biraz fikir verebileceğimi umuyorum.

Filmin başlangıcında okul çalışanları, yeniler ve eskiler tanışma toplantısında kendilerini tanıtıyorlar. Bu sahnede görüyoruz ki tanışma toplantısında sadece öğretmenler ve okul yönetimi yok. Okulun aşçısı da toplantıda. Kapsayıcı eğitimin başlangıç noktası tam bir işbirliği olduğu için okulda çalışan ve öğrencilerle herhangi bir şekilde teması bulunan herkesin eğitim sürecine dahil edilmesi. Öğretmeninden, müdürüne, hademesinden, kantin görevlisine kadar herkes birbirini çok iyi tanımalı, okul içindeki rollerini çok iyi benimsemeli ve kiminle hangi konuda nasıl paslaşacağını bilmeli.

Daha sonraki sahnede eski öğretmenler yeni gelen öğretmenlerle sınıf listesi üzerinden geçerlerken özellikle sorun teşkil eden çocukları vurguluyorlar. Bu sahne kapsayıcı eğitim açısından istenmedik bir tutumun çok güzel bir örneği. Öğrencileri geçmişteki sorunlu deneyimleri yüzünden etiketleyen öğretmenler olumsuz etiketlemeleri yeni gelen meslektaşlarına aktararak bir nevi öğrencilerin yeni akademik yıla tabiri caizse 1-0 yenik başlamalarına neden oluyorlar.

Film ağırlıklı olarak Fransızca (anadil) öğretmeninin sınıf içi uygulamalarını sergiliyor. Buradaki öğretmen figürü tam anlamıyla bir karmaşa içersinde. Öğrencilerine arkadaşca yaklaşma eğilimi içersinde uygulamalarında bir çok tutarsızlık sergiliyor. Bu tutarsızlıkların hepsini burada yazmamın imkanı yok. Filmi izleme fırsatınız olursa bunları analiz etmenizi tavsiye ederim. Yalnız en göze çarpan örneğine burada kısaca deyinmek istiyorum. Sınıf içinde kız öğrencilerden biriyle küfürlü bir tartışmaya girer. Aslında öğretmen burada doğrudan kız öğrenciye küfür etmez, sadece dolaylı benzetmeler kullanarak kız öğrencinin kötü kadınların yolunda ilerlediğini ima eder. Ancak öğrenci öğretmene karşı olumsuz bir tutum sergilediği için öğretmenin bir üstü olan müdür yardımcısına durumu şikayet eder. Müdür yardımcısı da bu şikayeti alınca öğretmenle görüşür. Bunun üzerine öğretmen kızar ve tenefüs sırasında öğrenciyi arkadaşlarının arasında bulur ve benimle ilgili bir şikayetin varsa önce bunu benimle halletmeye çalışmalıydın diyerek öğrenciyi azarlar ve olay daha da büyür. Burada öğretmenin en büyük hatası tenefüs sırasında öğrencinin seviyesine inerek onun alanında duruma müdahale etmeye çalışmasıdır. Unutmamak gerekir ki öğretmen okulda örnek modeli teşkil eder, her ne kadar öğrencilerine arkadaşca yaklaşma tutumunda da olsa unutmaması gerekir ki çatışma durumlarında kurmaya çalıştığı yakınlık onun aleyhine sonuçlanabilir. Dolayısıyla öğrencileriyle sınıfta arasına koyduğu mesafeyi okul içinde her türlü devam ettirmelidir (tabii burada mesafeden kastettiğim kesinlikle bir diktatörlük ya da mutlak geleneksel disiplin anlayışı değil).

Çok kültürlü sınıflarda dikkat edilmesi gereken başka bir konuda ders içeriğiyle ilgili örneklerin gerçek hayatla, sosyal ortamla bağlantılı olmasıdır. Mesela burdaki öğretmen figürü örnek verirken bir insan ismi olarak yanlış hatırlamıyorsam Bill ismini kullanıyor ve bu ismin kullanılmasına öğrenciler karşı çıkıyor. Neden hiç bir zaman afrikalı birinin isminin kullanılmadığını tartışıyorlar. Çok kültürlü sınıflarda ders işleyen öğretmenlerin kültürel farklılıkları dersler işleyişlerine de yansıtmaları kapsayıcı eğitimin şartlarından biridir.

Bir başka dikkat çekici sahne de öğrenci temsilcilerinin öğretmenler kurulunun yürüttüğü dönem sonu değerlendirme toplantılarına gözlemci olarak katılması. Bu toplantıda tüm öğretmenler ve okul yönetimi tek tek öğrenciler hakkında onların sınıf içi tutumlarıyla ilgili yorumlarını dile getirip dönem sonu davranış değerlendirmesi kısmına öğrenci ile ilgili ne yazılacağına karar veriyorlar. Öğrenci temsilcilerinin yorum yaparak değerlendirmeye katkı sağlama hakları yok, ancak onların değerlendirme sürecine katılarak bu süreci biraz şeffaflaştırmak amaçlanıyor. Öğretmenlerin öğrenciler hakkındaki değerlendirmelerini aktardığı sırada anlıyoruz ki öğretmenler geleneksel bir disiplin anlayışı-davranışçı bir yönelim sergiliyorlar. Filmin baş karakteri olan Fransızca öğretmeni de sınıftaki en sorunlu öğrenci hakkında değerlendirme yaparken öğrencinin yaşadığı sorunları onun kapasitesinin sınırlı olmasına bağlayarak yine kapsayıcı eğitim açısından kapsayıcı süreci sekteye uğratan bir anlayış sergiliyor. Kapsayıcılıkta her öğretmen öğrencileri ile ilgili yüksek beklentiler içinde olmalıdır. Öğrencinin yaşadığı öğrenme bariyerlerini nasıl kaldırabilirim e kafa yormalıdır. Bu öğrenci zaten bu kadar yapabilir diyerek, onu yaşadığı güçlüklerle yalnız bırakmamalıdır.

Bu filmde okul-aile arasındaki çarpık ilişkiye de değiniliyor. Veli görüşmelerine gelen anadili Fransızca olmayan ailelere çevirmenlik hizmeti okul tarafından sunulmuyor. Ya öğrencinin kendisi çevirmen görevi üstleniyor, ya da ailede iki dili de bilen biri. Bu sürecin ne kadar sağlıksız olduğunu özellikle filmdeki disiplin kurulu sahnesinde görebiliyoruz. Farklı anadili olan öğrencilerin aileleriyle sağlam bir iş birliği yapabilmek için iki tarafın da birbirini çok iyi anlaması ve beklentilerin ortak bir noktada buluşturulması gerekir. Bunun için de sadece bir dilden diğerine çeviri yapacak birinin varlığı yetmez. Kültürel arabulucular özellikle okulda sorun yaşayan çocukların okuldaki eğitimlerinin aile bağlamında da devam edebilmesi için iki ortamın da birbirlerini destekleyebilmesi için ortak bir dil-davranış-eğitim tutumu geliştirmede kilit bir role sahiplerdir.

Son olarak disiplin kurulunun gösterildiği sahneye değinerek geleneksel (davranışçı) yaklaşımın uzlaşmacılıktan ve çözüm bulmacılıktan ne kadar uzak olduğunu vurgulamak istiyorum.

Sorun yaşayan öğrencinin aile yaşantısı ile ilgili hiç bir bilgi edinilmez öğretmenler tarafından. Sadece okuldaki olumsuz davranışları üzerinde yoğunlaşılır. Nasıl cezalandırırsan daha olumlu davranış sergiler diye düşünülür. Oysa ki cezanın öğrencilere olumlu davranışın ne olduğunu öğretmediği hatırlanmaz. Disiplin kurulu da soruna çözüm üzetmek için değil, sorunu okuldan uzaklaştırmak için prosedür gereği toplanır. Oysa ki kapsayıcı eğitim kriz anlarını olumlu değerlendirip uzlaşmacı yaklaşarak öğrencinin lehine kararlar almayı destekler.


Kısacası kapsayıcı eğitim için zihniyet değişikliği şart. Bu film her ne kadar mikro düzeydeki olumsuzlukları güzel bir şekilde örneklemiş olsa da olayın makro düzeyi de mutlaka incelenmeli. Değişim tavandan mı başlamalı tabandan mı sorusunun cevabı da herhalde eğitim sisteminin yapısına göre değişir. Türkiye'de belki henüz filmdeki anlamıyla çok kültürlü eğitim açısından sorun yaşanmıyor, ancak bu demek değil ki yukarıda verilen örneklerin ülkemizle bağlamsal açıdan çok faklı.

Eğitimciler olarak unutmayalım ki bir çocuğu kaybetmek, onu kazanmaktan daha kolay.