23 Ekim 2016 Pazar

Bir Doktora Öğrencisinin İtirafları-8


(Bu yazıyı okumadan önce, 7. yazıyı okumak için tıklayın.)

Artık Türkiye'de resmi Doktor oldum!!!
Mutlu Son Mu? Yoksa Maraton Yeni Mi Başlıyor? 


Serinin bir önceki yazısında, yaklaşık bir buçuk sene önce, denklik maceramı anlatmaya başlamıştım. O yazımın altına gelen yorumlardan bazıları sürecin ne olduğunu merak ediyordu. 24 Nisan 2015'te Yüksek Lisans Denklik işlemleriyle başlayan sinir harbim, sabır sınavım 12 Ekim 2016'da Doktora Denklik belgemin imzalanmasıyla mutlu sona ulaştı. Bu geçen bir buçuk senede ömrümden ne kadar sene gitmiştir bilemiyorum ama gerçekten çok zorlandığım, sinirlendiğim, umudumu yitirdiğim günler geçirdim arada. Doktora denklik belgemi alınca bile tam sevinemedim aslında. Çünkü şimdi bir de kadroya atanmak lazım...


Önce Yüksek Lisans Denklik sürecinde başımdan geçenlerle başlayayım...

Belgeleri teslim ettikten yaklaşık 2 ay sonra bir mektup ile Diploma Eki'nin eksik olduğu bilgisi geldi. Diploma Eki'ni İspanya'daki okulum tarihinde henüz vermeye başlamamış. Bunun bilgisini bile almak için kaç kere oradaki program koordinatörümle yazıştım bilemiyorum. Bana gelen cevap şöyleydi: Şubat ayında resmi gazetede yayınlanmış ama sırada yaklaşık 50bin tane diploma eki beklediği için ne zaman veririz bunu kestirmek zor. Bu cevabın bana ıslak imzalı ve mühürlü bir mektupla yollanmasını istediğimde biraz mırın kırın ettiler ama mezunlarınızın işsiz kalmasını istiyorsunuz diye çıkışınca yolladılar sağolsunlar. Bu mektubu kargo ile YÖK'e gönderdikten sonra aylarca mektubu kabul ettiler mi etmediler mi öğrenemedim...

Bu arada benimle aynı Üniversiteden (Uni. de Barcelona) başka bir bölümden mezun olan arkadaşım benim kadar şanslı değildi. Aylarca yazışmadan sonra bölümünden aldığı böyle bir mektup veremeyiz cevabından sonra tam uluslar arası dava açma girişimini başlatmıştı ki YÖK'ün yolladığı resmi mektubu tercüme ettirip İspanya'ya yolladıktan sonra ancak ona lütfedip mektup yolladılar Diploma Eki'ni veremiyoruz yazısını. Bu arada yönetmelik de değişmiş. Benim zamanımda eksik belge teslimi için 30 gün sınırı yoktu. Artık 30 gün zaman tanımışlar. Yoksa sürece yeniden başlamak gerek. Bir süpriz daha. Yeni alınan kararla artık YÖK'e yapılan denklik başvurularından har(a)ç alınıyor. Web sitesinden ne için ne kadar aldıklarını görebilirsiniz. 

Eksik belge sürecim tamamlandıktan sonra kanser olma süreci devam etti. Aylarca başvurumun akıbetini öğrenemedim. YÖK'ün telefonlarına ulaşmanın imkanı yok. Araya birilerini sokup süreci hızlandırmayı da denedik, ama ancak bir iki rektörü bu işi başarıyormuş. Onlara da ulaşamadık. Kıbrıs'ta çalışmaya başladığım için Ankara'ya gidip de şahsi olarak soramadım. Bu arada İstanbul'dan bir kadro teklifi aldım ve denkliğim olmadığı için onu kaçırıp Kıbrıs'taki sürgün hayatıma devam ettim... Sonra bir gün YÖK'e yakın bir kurumda çalışan bir arkadaşım bana, dosyama bakan kişinin (İspanya masasına bakan kişi daha sonra değişmiş o yüzden ulaşım bilgisi vermiyorum) ismini ve telefonunu bulabildi. Günlerce aramalarım sonunda telefona baktı ve aslında 24 Nisan'da başvurduğum, Ağustos'ta eksik belgemi tamamladığım denkliğimin Eylül'de çıktığını ancak adrese postalanmasını istediğim ve adresimde olmadığım için postanın geri dönmüş olduğunu ben ancak Şubat ayında öğrendim. Yani YÖK kesinlikle size denkliğiniz çıktı diye haber vermiyor. Sizin takip etmeniz lazım...  

Doktora denkliğin ilk adımı olan yüksek lisans denkliğimin çıktığını öğrendikten sonra hemen belgemi almaya gitmedim. Çünkü bürokraside Kuzey Afrika Ülkesi olan İspanya Doktora Diplomamı 1 sene sonra verecekti ve süre Şubatta dolacaktı. Diplomam çıktı mı diye soruşturmaya başladıktan tahminen 2 hafta sonra diplomamın çıktığını öğrenebildim. O arada Üniversite tarihinde bir ilk olan Doktora Diploma töreninin Nisan ayında yapılacağını öğrendim ve diplomamı almak için en uygun zamanın tören olduğuna karar verdim. Ne de olsa bir kadro teklifini kaçırmıştım, ikinci akademik yarı yıl da başlamıştı... (Bu arada Doktoramı yaptığım Uni. Autonoma de Barcelona'da bürokrasi daha şaka gibi... İçerde çalışan iki hocamı devreye soktuğum halde bir tanesi günler sonra bilgiye ulaşabilirken diğerine bilgi almak için randevu almanız gerek cevabını vermişler. Esas bomba da ben diplomamı aldıktan bir ay sonra diplomanız henüz basılmamış diye mail atmalarıydı ki gözümde bürokraside bir kez daha sınıfta kaldılar.)

Diplomanın aslı ve diğer belgeler elimde Üniversiteler Arası Kurul'a gittiğimde bir sene önce tanıştığım görevliler hala aynı masalarında oturuyorlardı. Doktora programım İspanyolca ama tezim İngilizce olduğu için hangi dil puanını alacaklarına karar veremediler, ben de iki dil puanını da verdim (hem DELE'ye hem KPDS'ye girmiştim doktoraya gitmeden önce, o dil puanlarını verdim. Sanırım bu dil puanlarıyla ilgili yönetmelik de değişmiş. En doğru bilgi için ÜAK'ı arayıp öğrenin). CV formatı konusunda da bir kaç soru işaretim vardı. CV'nin ilk sayfasını aldılar, öndeki bilgiler önemli dediler. Bu arada vurgulamak gereken bir nokta da doktoranıza denklik alabilmeniz için doktoranızı yaparken bir şekilde en az 3 sene doktora yaptığınız ülkede yaşadığınızı-bulunduğunuzu ispatlamanız gerekiyor. Part-time yapılan ve bu sırada Türkiye'de yaşanılan doktoralara denklik verilmiyormuş genellikle. Bilginize.


8 Mayıs 2016'da belgeleri teslim ettim ve beklemeye başladım. Siz belgeleri verdikten sonra ÜAK diplomanızı aldığınız kuruma normal posta yoluyla (hem de benim zamanımda taahhütsüz, kayıt numarasız, gerçi şimdi para kıyıp taahhütlü yollamaya başlamışlar sanırım) mektup atıyorlar, sizin hangi alanda doktora yaptığınızı onaylamaları için. Ve bilin bakalım ne oldu? Mektup tabii ki İspanya'ya gitmedi.Öncelikle   tanımadığım biri aracılığıyla ÜAK'a ulaşıp hala İspanya'dan cevap gelmediği için başvurumun beklemede olduğunu öğrendim. Sonra da Temmuz ayında İspanya'daki okulumdan araştırmaya başladım. İki hocamdan biri cevaba ulaşamazken diğeri henüz mektup gelmemiş cevabına ulaştı. Doktora Okuluna attığım maile ise 2-3 hafta sonra cevap geldi: Mektup elimize ulaşmadı ama ulaşırsa da cevaplamamız için 23 euro yatırmanız lazım. Devletin istediği ve ellerine henüz ulaşmamı mektuba resmi cevap vermek için okulum benden 23 euro istedi! Ben tabii ki de bu parayı yatırmadım ve beklemeye devam ettim. (Bu arada ÜAK o mektuba e-mail ile cevap verilmesini de kabul ediyor. Eğer cevap ellerine ulaşmazsa başvurunuz kurula çıkamıyor.) 

Bu noktada 15 Temmuz Darbe Girişimi olduğunu hatırlatmakta ve bütün resmi süreçlerin aksadığını vurgulamakta fayda var...

Ağustos ayının bir cuma günü saat 12:00 civarı ÜAK'tan beni aramışlar. Daha önce kaç kere arayıp bir türlü ulaşamadığım görevlilere o gün içinde kaç kere aradıysam hep ulaştım gözlerim yaşardı...
(Eğer siz de arayıp ulaşamıyorsanız bir de şöyle deneyin: 0312 266 11 49 - dahili 1106 (bu oradaki görevli amirin numarası); dahili 1107 (bu benim hep konuşmayı tercih ettiğim denklik biriminde yeni görevlendirilmiş Asuman hanımın dahilisi) Kendilerine buradan çooook teşekkür ediyorum. Sabırla beni bilgilendirdiler her arayışımda.
Telefonda bana yolladıkları mektuba hala İspanya'dan cevap gelmediğini ve mektubun gidip gitmediğimi araştırmamı, gittiyse o gün içinde e-mail ile cevaplamalarını, cevap gelirse pazartesi denkliğin kurula gideceğini söylediler. Tabii Türkiye'dekiler Ağustos'ta İspanya'nın milletçe tatilde olduğunun, üniversite kampüslerine bile kilit vurulduğunu bilmiyorlar... Okula ulaşmamın mümkün olmadığını söyleyince o zaman biz şimdi danışmanına mail atıyoruz, o maile hemen cevap verirse biz dosyanı kurula çıkarırız dediler. Ve zamanla yarışım başladı...

Allahtan danışmanımla ilişkim çok iyi, neredeyse aile gibi olduğumuz için her türlü nazım geçer. Bunu bilmenin rahatlığıyla mail attım, whatsappdan yazdım ve beklemeye başladım. (Bu arada danışmanımın mektuba cevap verecek kadar İngilizce yazamadığını dip not olarak belirteyim, gerisini sizin hayal gücünüze bırakayım). Aradan 4 saat geçti. Normalda sürekli online olan kadın ortalıkta yok, Whatsapp fotosu da tropik bir yerden. Dedim kesin saat farkı olan bir yerde... Yandık! Zamanla yarışırken ömrümden kaç yıl gitti bilmiyorum. O cevap yetişmezse bir sonraki kurul 3-4 ay sonra olabilir muhtemelen diye düşünüyordum çünkü! 

Saat 16:30 gibi danışmanımdan ses çıktı. Meğer Nikaragua'daymış... Böylece denklik maceram Nikaragua'ya kadar ulaşmış oldu! Orada yaklaşık 1 saat wi-fi bağlantısı aradıktan sonra maile cevap verebildi. Mail gittiğinde saat 6yı geçiyordu ve ÜAK'ta kimse kalmamıştı. Pazartesi öğlen aradığımda dosyamın kurula girdiğini üç dört gün sonra sonuç için aramamı söylediler. Aradığımda bilin bakalım ne oldu???

Gündem yoğunluğundan dolayı kurul denklik belgenizi imzalayamadı. Eylül'de tekrar toplanacak dediler... Yaşadığım çöküşü tahmin edemezsiniz. (Bu arada yeni akademik yıl için 3-4 yerden teklif aldım ve denkliğim olmadığı için hep nasıl ara formüller buluruz sürecinde bir sürü belirsizlik yaşandı. Ağustos'ta belge imzalanmadığı için Güz döneminde atanma şansımı da böylece kaybetmiş oldum. Maddi manevi yaşadığım çöküşten İspanya'yı mı sorumlu tutsam, ÜAK'ı mı sorumlu tutsam bilemedim!!!) 

Araya bayram girdi. Eylül ayının son haftası aradığımda Ekim'de arayın dediler. Zaten bir dönem kaybetmiştim artık pek de umursamıyorum diyordum ki başvurmak istediğim bir kadronun son başvuru tarihinin 25 Ekim olduğunu gördüm! O panikle 10 Ekim'de aradım yarın kurul toplanıyor iki gün sonra arayın dediler. İki gün sonra aradığımda ise belgeniz hazır dediklerinde cidden ağlamak istedim! Bir kaç gün sonra Ankara'ya gittim. Belgeyi alırken bu anı ölümsüzleştirmeliyim diyerek fotoğraf çektim. 





















Bu fotoğraflar Facebook ve Instagram tarihimin en çok Beğeni alan fotoğrafları oldu. Bir çok arkadaşım yaşadığım strese, öfkeye, umutsuzluğa ortak oldu. Hayata tutunmama çok destek verdiler. Onlara buradan teşekkür etmeliyim. 

Denklik beklerken bu arada Türkiye'de doktor olduğum tanınmazken Yrd. Doç. Dr. olarak çalıştım. Bürokrasi o kadar çok saçma işliyor ki, illa bir açığı bulunuyor. Hiç bir usulsüzlük, kanunsuzluk yapılmadan bu da mümkün oluyor. Formülü şu: Kıbrıs'a gidip orada bir kadroya atanmak (sakın benim yaptığım hataya düşüp Girne Amerikan'a gitmeyin ama. Rezalet koşullarda dört ay maaşımı alamadan çalıştım. Resmen sürgün hayatı yaşarken akademik amelelik yaptım. Orada yaşadıklarım da belki başka bir blog yazısı konusu olur bir gün.) YÖDAK denklik konusunda YÖK gibi işlemiyor. Ama YÖK ile ortak YÖKSİS'i kullanıyor. Dolayısıyla otomatikman Türkiye'deki sistemde de Yrd. Doç. Dr. görünüyorsunuz. Bu dönem başında da ünvanım aynı kalmak koşuluyla, denkliğim çıkmadığı için part-time okutman olarak çalışmaya razı gelip evime yani İstanbul'a geri döndüm. Geri dönmekle kendim için en doğru kararı verdiğime inanıyorum. Kadro başvurumu da yaptım. Umarım bu kadar bekleyişin, stresin, öfkenin, umutsuzluğun sonu güzel olur. Zira kadroya başvururken topladığım belgelerin ve hazırladığım dosyaların hem maddi hem de zaman açısından bir hayli maliyetli olduğunu da söylemem gerek sanırım. 

Bu uzun yazımı sonuna kadar okuyabildiyseniz varın şimdi siz karar verin. Doktora denkliği almak mutlu bir son mu yoksa Türkiye'deki akademik maratonun asıl başlangıcı mı?
Bu yazı ile 8 yazılık Bir Doktora Öğrencisinin İtirafları serisine son vermiş oluyorum. Belki ilerde bir Akademisyenin İtiraflarını yazarım. Kim bilir. Yalnız şunun farkındayım ki itiraf temalı yazı yazmak akademinin bile özgür olmadığı bir ortamda ciddi bir risk aslında... Bu kadar çile çekmek Akademisyen olmak için değer mi diye sorarsanız, kesinlikle değmez derim. Şimdiki aklım 7 sene önce olsaydı doktora yapmazdım. Ama eğer siz başladıysanız bırakmayın. Ben de bırakmadım. Şansım araştırma alanımı çok seviyor olmamdı. Eğer doktora yapmaya başlamadıysanız farklı opsiyonları değerlendirin ve yaşamın tadını çıkarmaya bakın derim!


9 Mayıs 2015 Cumartesi

Bir Doktora Öğrencisinin İtirafları-7

(Bu yazıyı okumadan önce, 6. yazıyı okumak için tıklayın.)


Doktor Olduktan Sonra Yurda DönME!!

En son Mart 2013'de bu yazı dizisi kapsamında bir yazı yazmışım. 2 sene geçmiş aradan. Şimdi bakınca ne çabuk geçmiş dediğim, ama yaşarken ömrümden en az 10 yıl götüren, zaman zaman yaşama isteğimi elimden alan, krizlerin ve gel-gitlerin günlük hayatın tam da kendisi olan, marjinal değişikliklerle sürekli yenilenen bir hayat sürdüğüm iki yıl. Dile kolay... 

Aslında bu yazının başlığı "Bir Doktorun İtirafları" olmalıydı. 5 senedir tez ile yatıp tezle uyandığım, bitecek mi bitmeyecek mi diye bir an bile düşünmeden edemediğim, doktora tezim bitti. 16 aralık 2014 itibariyle de Doktor unvanımı aldım İspanya'daki üniversitemden. Savunmamın sonunda "tüm çileler bunun için miymiş! ya" diyerek hayal kırıklığımı ifade ettim beni orada yalnız bırakmayanlara. Aslında biliyordum tez bitince, doktor olunca kimsenin madalya takmayacağını. Yine insan o kadar emeğin karşılığını kompanse edecek bir şey bekliyor. Size acı bir haber vereyim. Öyle bir şey yok! O kadar emeğin karşılığını ancak kendi kendinize verebiliyorsunuz. Telkinlerle. O kadar zorluğa, 5 sene boyunca hayatınızı yaptığınız araştırmaya, yazmaya çalıştığınız teze endekslemeye karşılık, gençliğinizin tadını çıkaramamış olmaya değecek maddi bir kazanım kesinlikle edinemiyorsunuz. Manevi kazanım belki daha önemli ancak doktora travmasını atlatıp normal hayata dönmek en azından bir 3-4 ayınızı alıyor. Ben yeni yeni rutin hayata dönüyorum. Ve günlük rutinimde hala üniversite, akademik hayat, makale yazma, kongrede akademik sunum yapma, yeni bir araştırma ya başlamak yok.

Doktora denklik başvurusunda yaşadıklarım bana gösterdi ki bu ülke yurt dışında doktorasını yapmış, taze akademisyenleri istemiyor. Gizliden gizliye "geldiğiniz yere geri dönün" mesajı veriliyor. 24 nisanda Ankara'da yaptığım Üniversitelerarası Kurul ziyaretinden sonra öfkem hala dinmediği için blogumda bu konuyu yazarak yurt dışında doktorasını bitirir bitirmez ülkesine dönen taze akademisyenlerin mağduriyetini biraz azaltır belki diyerek bu yazıyı yazıyorum.

Durum doktora yaptığınız ülkeye bağlı olarak değişebilecek olmak ile beraber denklik sırasında istenen bazı belgelerin saçmalığı kesinlikle dikkatinizi çekecektir. 

İspanya bürokrasisiyle gözümde bir Kuzey Afrika ülkesi olmaktan çıkamadı benim için, orada yaşadığım yaklaşık 7 sene boyunca. Yüksek Lisans diplomamın aslı tam tamına 4 sene sonra verildi. Doktoramın bitmesi noel öncesine denk geldiği için diploma başvurumu yapabilmem 2 ay sonrasına- Şubat ayında gerçekleşti. Geçici doktora diplomamın elime geçmesi Mart 2015'i buldu. Denklik başvurusuna gittiğimde öğrendim ki geçici diplomanın bu ülkede bir kağıt parçası değerinde olduğunu gördüm. Doktora diploma aslının hazırlanması en az 1 sene sürecekmiş okulumun söylediğine göre. Benim elime geçmesi ise İspanya'dan vize almama, işten izin almama ve paramın olmasına bağlı. Tam bir ölme eşeğim ölme süreci anlayacağınız. Tabii bu süre zarfında bir üniversiteye öğretim üyesi olarak atanma ihtimaliniz yok. Yüksek Lisansınız tanınıyorsa öğretim görevlisi olarak atanıp 3-5 kuruşa çalışırım derseniz Türkiye'deki akademik dünyaya bir giriş yapabilirsiniz. Dışarıdan yarı-zamanlı ders vermek de olur derseniz saatine 40-70 tl arası bir ücreti kabullenmeniz gerekir. Akademisyen olarak işte değeriniz bu kadar. Türkiye'ye hoş geldiniz. (Artık daha iyi anlıyorum Türkiye'de Psikoloji alanında tam zamanlı akademisyen olanların aslında piyasada tutunamayacak olan psikologlardan çıkmasının ve piyasada çok iyi iş yapan psikologların da akademiye sadece uzaktan göz kırpmasının sebebini). 

Eğer Yüksek Lisans diplomanız da yurt dışından alınmışsa onun denkliğini almadan doktora denkliğine başvuramıyorsunuz (yönetmelik Ocak 2015'te değişmiş. Her şey paralel evrenden gelen akademisyenleri ekarte edelim derken kurunun yanında yaşın da yanmasından ibaret). Yüksek Lisans denkliği de torpilsiz koşullarda bir 6 ay sürüyormuş. Dolayısıyla bu da neredeyse bir akademik yıl kaybı demek.

Gelelim Doktora denklik için istenilen belgelere ve bunların analizine.
Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) Başkanlığı'nın web sitesinden en güncel bilgileri alabilirsiniz.
Belgelerinizi şiddetle elden teslim etmenizi öneririm. 
ÜAK Bilkent bölgesinde dağın başında bir yerde bulunan YÖK kampüsünün içinde. Toplu taşıma ile ulaşıcam diye inat ettiğim için bir hayli yürüdüm. Hava şartları yürüyüşe uygun değilse en sağlıklı ulaşım şekli Bilkent'e metro oradan taksi şeklinde olur. benden söylemesi. 

İSTENEN BELGELER

1. Başvuru sahibinin dilekçesi (İnternetten indirip dolduruluyor. En kolay belge. Teziniz YÖK ulusal tez merkezi veri tabanında yayınlansın mı diye bir şık var. Ben tabii ki HAYIR diye işaretleyeceğim. Bu kadar zorluk çıkaran bir bürokrasiden sonra kurusa bakmasınlar. İsteyen gitsin Katalan tez veri tabanından indirsin. Aralık 2015ten itibaren Google Scholar'da doğrudan çıkacak zaten arama yapılınca.)
2. Doktora yaptığı üniversitenin Yükseköğretim Kurulu tarafından tanındığına dair Yükseköğretim Kurulundan alınmış belge (Bunu doktoraya başlamadan almanızda fayda var. Ben Yüksek Lisans için almıştım ama doktora için almak aklıma gelmemişti. YÖK'ü telefonla arayıp geldiğim gün alabilir miyim dediğimde 30 iş günü içersinde alabiliyorsunuz iş yüküne bağlı olarak denildi. Madem doktora denkliğe başuramıyorum, çok kasmayayım dedim 24 nisanda yerinde dilekçeyle başvurdum. bugün itibariyle hala resmi cevabı bekliyorum)

3. Doktora diplomasının aslı (Doktora yaptığınız ülke diplomanızın aslını vermemişse boşuna başvuruya gidip vakit kaybetmeyin. Denklik ofisinde çalışanların bana tavsiyesi İspanya'ya baskı yapın diplomanızı biran önce versinler oldu. Geçici diploma değersiz. Bu arada diploma ve transkriptinizi mezun olduğunuz üniversitenin bağlı olduğu ülke koşulları doğrultusunda APOSTİLLETMEYİ unutmayın!)

4. Doktora diplomasının noter ya da Türk Dış temsilciliklerinden onaylı örneği ve tercümesi (Tercüme ve noter onaylarını mümkünse tanıdıklar aracılığıyla halledin. Ben Yüksek Lisans Diploma+Transkript+Doktora Transkript+Geçici Diplomayı apostilleriyle birlikte İspanyolca'dan Türkçe'ye 200 TLye tercüme ettirdim (Nisan 2015 fiyatı). Notere ise 4 belgenin 2şer kopyasının onaylanması için 600 küsür TL ödedim. Noter tanıdıktı. Tercümeyi de onların tanıdığı bir tercüman yaptı. 

5. Doktora diplomasına esas teşkil eden transkript’in aslı (bakınız 3. ve 4. madde)

6. Doktora diplomasına esas teşkil eden transkript’in noter onaylı örneği ve tercümesi (bakınız 3. ve 4. madde)

7. Yüksek lisans diplomasının noter onaylı örneği. Diploma yabancı ülkede alınmış ise;

a- Noter onaylı örneği ve tercümesi,  (bakınız 3. ve 4. madde)

b- Yükseköğretim Kurulundan alınmış denklik belgesinin noter onaylı örneği (Yüksek Lisans denkliğine doktoraya başlamadan, diplomanızı alır almaz başvurmanızda fayda var. Yoksa bir de bunun için zaman kaybediyorsunuz benden söylemesi. Tezinizi veremiyorsanız tezsiz yüksek lisans denkliği alma ihtimaliniz var. Bu durum doktora denkliğinizi tehlikeye düşürür mü bu da sorulması gereken bir soru. Benim yüksek lisans-doktora programım birleşik program olmasına rağmen sen önce git yüksek lisans denkliğine başvur dediler. Başvurdum. Kısmetse 2016dan önce bir cevap alırım).
8. Lisans diplomasının noter onaylı örneği. (Çok şükür lisans diplomam Türkiye'dendi. Lisans denkliğinde daha çok sıkıntı çıktığını biliyorum. Allah şimdiden lisans denkliği almak isteyenlere sabır versin.)
Diploma yabancı ülkede alınmış ise;
a- Noter onaylı örneği ve tercümesi,
b- Yükseköğretim Kurulundan alınmış denklik belgesinin noter onaylı örneği

9. Doktora diplomasına esas teşkil eden doktora tezinin ciltli bir örneği (Tezinizi üniversitenize vermek için bastırırken bir kaç kopya fazladan bastırın. Böylece bu belge de istenilen en kolay belge olmuş olur.)
10. Doktora diplomasına esas teşkil eden tezinin elektronik ortamda kaydı (CD veya  DVD ortamında) (Bu da kolay belgelerden)

11. Türkiye’de  doktoraya kabul için aranan dil yeterliliğini sağladığına ilişkin belgenin aslı veya  onaylı örneği (Bu belge biraz muallakta. Doktoraya gittiğiniz yıl için aranan dil yeterliliği mi yoksa döndükten sonra alınan yeterlilik mi? Ben risk almamak için hem bu sene YDSye girdim hem de doktoraya gitmeden girdiğim TOEFL, DELE ve KPDS sonuç belgelerimi de başvuru dosyama koydum. Size de bunu sormanızı tavsiye ederim).

12. Özgeçmiş (web sayfasındaki örnek formatında) (YÖK formatlı bir özgeçmiş olmakla beraber web sayfasındaki örnekte CV üzerinde isim soyad ibaresi yok. Bunu bilerek mi böyle istiyorlar yoksa yanlışlıkla mı böyle hatalı bir örnek koymuşlar bu da kafamı karıştırmıştı. Başvurumu yapamadığım için sormadım. Siz yanınızda iki versiyonunu da götürüp eksik belge riskini azaltabilirsiniz). 

13. Nüfus  cüzdanı fotokopisi, Yabancı uyruklular için çalışma izin belgesi. (Bu da kolay olan belgelerden.)

14. Doktora eğitimi için yapılan çalışma sürelerine ilişkin pasaportun ilgili sayfalarının fotokopisi (Risk almamak için kullandığınız tüm pasaportların kullanılmış tüm sayfalarının fotokopilerini çektirmenizi tavsiye ederim.)
ile Emniyet Genel Müdürlüğünden kişinin yurt dışına giriş-çıkışlarını gösteren yazı (Bu belgeyi pasaport polisi olan tüm ilçe emniyet müdürlüklerinden de alabilirsiniz. Yalnız iş yoğunluğumuz fazla şimdi başvurursanız bir kaç gün sonra alabilirsiniz siz en iyisi daha az yoğun olan ilçelere gidin (istanbul anadolu yakası için Kadıköy ilçe Em. Müd.deki polis Sabiha Gökçen'e, Tuzla'ya, Pendik'e gidin demişti) diyebilirler. İşiniz acilse ilçe emniyet müdürlüklerini pas geçip doğrudan havaalanlarının emniyet şubelerine gidip işinizi buralardan halledin derim. Ben Atatürk Havalimanı Şubesi'nden 15dk da aldım. Tabii şube havaalanı içinde olmadığı için binayı ve binanın içindeki ofisi bulmam yarım saati geçti.)

Bu listede bulunmayan ama yanınızda götürseniz iyi olur dediğim bir de ZARF dosya var. (Tezinizin ve diplomanızın içine sığacağı büyüklükte olmalı). Götürmediyseniz ve isterlerse kurumun bahçesindeki kantinden 1 TL ye satın alabilirsiniz. 


Yazımın sonunda ÜAK'daki denklik ofisinde çalışan 2 memura buradan teşekkür etmek istiyorum. Ellerinden geldiğince sorularımı cevaplayıp sabırlar benimle benzer durumda olan denklik almış ve almamış kişilerin dosyalarını inceleyip emsal durum bulmaya çalıştılar. Denklikle ilgili yönetmelik Ocak 2015'te değiştiği için sürecin zorlaştığını ve bu seneki kurulda bir çok hukukçu hoca olduğu için belgelerin çok sıkı incelendiğini de eklediler. 

Denklik maceram sonunda kendimi Türkiye'deki akademik hayattan biraz daha uzaklaşmış buldum. Kısmetse 2016 sonlarına doğru Türkiye'de de Doktor olarak tanınırlık kazanırım. Tabii bu kadar süre akademiden uzak kalınca tekrar dönesim gelir mi kestiremiyorum. Tek umudum bir araştırma bursu alıp en azından araştırma ortamlarından ve sürecinden uzak kalmamak. Ne de olsa 5 sene spor olsun diye doktora yapmadım. 

Yurt dışında doktora yapıp Türkiye'ye dönmeyi düşünen genç akademisyenlere tavsiyem denklik işlemlerinize dönmeden başlayıp bekleme sürecinde de Türkiye'den uzak bir ülkede akademik hayatlarına devam etmeleri. Ülkeye dönünce de her türlü entrikaya, ayak kaydırma oyunlarına, akademik kadro bulma sıkıntılarına, maaşların düşüklüğüne ve eğitimin kalitesizliğine hazırlıklı olmaları.

Tüm akademisyenlere kolay gelsin. Allah sabır versin...



(Serinin 8. ve kapanış yazısına ulaşmak için tıklayın. Bu son yazıda yüksek lisans ve doktora denklik süreci maceralarım doruk noktasına ulaşıyor.)


19 Nisan 2015 Pazar

Kendini Pazarlama, Reklam Yapma, Görünürlük Kazanma

2015'in ilk dört ayı sona ererken blogumu çok ihmal ettiğimin farkındayım. Bu ne yazacak bir şeyimin olmamasından, ne de vakitsizlikten. Bu aralar kafamı yoran şey piyasada var olma şekilleri, yani bir nevi "ben buradayım" deme, yaptıklarını görünür kılma, kendini pazarlama. Pazarlama diyince aklıma hep varolanın makyajlı hali gelir. Yani aslında olmayan, ama idealde var olanın gösterilmesi. Eğitim sektöründe pazarlamanın her zaman verilen eğitimin değerini düşürdüğünü hissederim. Ne de olsa genel geçer olarak iyi kabul edilen eğitim kurumlarının ne reklamlarını görürüz, ne eğitim aldıklarını duyarız. Arada sadece organize ettikleri seminerleri, konferansları, kongreleri duyurmak için rastlarız onlara sosyal medyada. Psikoloji alanında da alanda adı markalaşmış olan duayenlerden, iyi terapist olduğu bilinen akademisyenlerden randevu almak için bazen araya tanıdık sokmak bile gerekebilir. Bu yoğunlukta çoğu zaten pazarlama işlerine kafa yormaz. Peki senelerce yurt dışında yaşamış, sonra İstanbul'da kendine yer edinmek isteyen bir uzman (yani ben) ne yapmalıyım? Bunun cevabını bu yazı aracılığıyla yüksek sesle düşünüp sizlerle paylaşmak istiyorum. Belki bir tavsiyeniz olur bana.

İspanya'dan döneli neredeyse 1,5 sene oluyor. Doktora tezimi verip senelerce almak için enerji sarf ettiğim ünvanıma henüz daha yeni yeni alışırken bu süreci biraz daha kendimi dinleme, ne yapmak istediğime karar verme, yeniden enerji kazanma, kafamı toparlama ve Türkiye piyasasını tanıma amacıyla nispeten yavaştan aldım. Henüz eğitim sektöründe, psikoloji dünyasında kısaca piyasada tam anlamıyla yerimi bulamamış olsam da geçen hafta katıldığım bir konferans sonrasında kendi kendime "artık kendimi ait hissedeceğim, temsil etmekten gurur duyacağım bir kurumsal kimlik edinsem fena olmaz" diye düşündüm. Zira kendimi birilerine tanıtırken ne yaptığımı anlatmakta zorlandığımı fark ettim. O kadar çok şey yaparken aslında hiç bir şey yapmıyormuşum gibi hissettim. Ama nereden başlamalı? Kurumsal bir yapıya mı girmeli? Kendi kurumumu kendim mi yaratmalıyım? Daha yolun çok başındayım...

Psikoloji bölümünde lisans okurken ekonomiye giriş dersi alırken dalga geçtiğim günler aklıma geliyor. Şimdi o günlere dönüp bakınca aslında ihtiyacımız olan ekonomiye girişten ziyade işletme ve pazarlama becerileriymiş ancak farkına varıyorum.

Türkiye'de Eğitim sektöründe bence öne çıkan bir kaç pazarlama stratejisi var. Birincisi eğitim almak/vermek. İkincisi Twitter'ı çok etkili bir şekilde kullanmak.  Bu iki stratejiyi birbiriyle iyi bağlayanların görünürlüğü artıyor ve yaptıklarının içerikleri aslında hep aynı olsa da piyasada popülerlikleri artıyor, takipçi kazanıyor ve bir nevi "celebritiy" olarak piyasaya hakim oluyorlar.

Psikoloji sektöründe ise daha çok kulaktan kulağa yayılma stratejisi öne çıkıyor. Belediyeler, STKlar gibi kurum ve kuruluşların halka açık seminerlerinde sunum yapmak, arada sosyal ve konvensiyonel tip medyada reçete tipi öneriler vermek de görünürlük kazanmak için yapılanlardan. 

Hem eğitim hem de psikoloji sektörü için diğer önemli bir pazarlama aracısı Blogcu Anneler. Aslında başlı başına ayrı bir sektör olan blogcu annelik sektörünü hayretler içinde takip etmeye devam ediyorum. Bilgi paylaşma, sosyal network oluşturma ve gündem yaratma güçlerini taktir etmekle birlikte anne olarak kazandıkları bir statüyü ticarileştirmeleri nedense tüylerimi diken diken ediyor. Belki de onlardan pazarlama dersi almam lazım bilemiyorum. 
Geçtiğimiz hafta karşılaştığım pazarlama sektöründe çok deneyimli olan eski bir arkadaşımla ettiğimiz muhabbette yine bu görünürlükten ve pazarlamadan konu açıldı. Ulaştığım sonuç şu oldu: Doktora yapmak yerine yüksek lisans sonrası İstanbul'a dönmüş olsaydım şimdiye piyasada kendime hakettiğim yeri edinmiş olurdum. İstanbul'a döndüğümün ilk aylarında, senelerin deneyimlisi olan psikoterapist bir meslektaşım "eğer sadece kendi ofisinde çalışmak istiyorsan ve oradan kazandığınla geçinmek istiyorsan 10 sene dayanmalısın." demişti de o 10 sene gözümde nasıl büyümüştü!

Yavaş yavaş ben de görünürlük kazanmak, kendimi pazarlamak, piyasada var olmak adına harekete geçmeye başladım. Hala "butik hizmet" anlayışımdan vazgeçmemekte ısrarcıyım. Hedefim binlerce insana ulaşmaktan ziyade uzmanlığımdan gerçekten yarar sağlayacak ihtiyaç sahiplerine ulaşmak. Çok yakında internet sayfam www.cocugunuzunpsikologu.com aktif olacak. Yeni bir logo ile karşınıza çıkacağım. Davet edildikçe konumla ilgili sunumlara, konuşmalara, çalıştaylara katılmaya çalışıyorum. Twitter profilimin gizliliğini kaldırdım. Belki bağırarak değil ama ARTIK BEN DE BURADAYIM diyorum. Kabuğumdan çıkıp acımasız piyasaya adım atmaya hazırım. 

Ne dersiniz? Var mı tavsiyeniz? Nereden başlamalı?



16 Kasım 2014 Pazar

3-12 Yaş Psikolojik ve Pedagojik Destek, Oyun Terapisi

Doktora tezi ile geçen yaklaşık 3 aylık bir aradan sonra bloguma geri dönüş yaparken ne yazsam ne yazsam diye düşünürken farkettim ki Eylül ayında başlayacağım dediğim 3-12 yaş arasında çocuklara psikolojik ve eğitimsel destek verme işimin detaylarını aktarmamışım. Yaptığım işi sizlerle paylaşmak istedim. Olur da çocuk psikoloğuna, pedagoga, oyun terapistine ihtiyacınız olursa işte buradayım. (Not: Aslında çocuk psikoloğu diye bir uzmanlık ünvanı yoktur. Pedagog ünvanı ise 90lı yıllarda pedagoji bölümlerinin kapanmasıyla artık verilmemektedir. Bunlar halk dilinde yaptığım işi en iyi anlatan ünvanlar olduğu için böyle yazıyorum. Lisansım Psikoloji, Yüksek Lisansım ve Doktoram Eğitim Psikolojisi. Lisans sonrası eğitimimi aldığım ülke olan İspanya'da Psiko-pedagog olarak geçen ünvanım Türkiye'de ise şimdilik Uzm. Psk. Pek yakında Dr. Psk. :)) )

Ünvanlarla ilgili kısa açıklamamdan sonra kendimi tanıtarak başlayayım.

Merhaba, Ben Uzm. Psikolog H. Billur Çakırer. Kendimden bahsetmeyi pek sevmem, ama kısa hayat hikayemi merak edenler için şu sayfa meraklarını gidermeye yardımcı olacaktır. 

Profesyonel Profilime Linkedin üzerinden
Akademik Profilime Academia üzerinden ulaşabilirsiniz.

Aldığım diğer eğitimleri merak edenler bana e-mail ile ulaşırsa kendileriyle tam metin özgeçmişimi paylaşabilirim. Her anlamıyla şeffaflıktan yanayım ve benden hizmet almak isteyen ailelerin, kurumların güvenini kazanmanın çok önemli olduğuna inanıyorum. 

Oyun terapisine olan ilgimi ve bu konudaki hayallerimi ise Hayallerimin Peşinde... İyileşme... Öğrenme... Oyun... başlıklı blog yazımda geçtiğimiz Şubat ayında sizlerle paylaşmıştım. Şubat ayından bu yana hayallerimi adım adım gerçekleştirdim.

İlk önce Bengi Semerci Enstitüsü'nden aldığım oyun terapisi eğitimini başarıyla tamamlayıp sertifikamı aldım. Hocalarım Prof. Dr. Bengi Semerci, Prof. Dr. Ferhunde Öktem ve Doç. Dr. Sait Uluç'a emeklerinden dolayı teşekkür ederim.

Tezimi verdikten sonra kendi işlerime odaklanmaya başladım. İlk işim oyun terapisi odamı ve ofisimi hazırlamak oldu. Ekim ayı itibariyle kendi yerimde danışanlarıma hizmet vermeye başladım. 


Kimlere Hizmet Sunuyorum?

3-12 yaş grubundaki çocuklara, onların ebeveynlerine, bu yaş grubundaki çocuklarla çalışan profesyonellere (öğretmen, psikolog, psikolojik danışman, çocuk bakıcısı, çocuk gelişim uzmanları), bu yaş grubundaki çocuklara yönelik hizmet veren kurumlara (çözüm ortaklarım ile birlikte) (okullar, sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler).



Ne gibi Hizmetler Veriyorum?

** Child Psychological Counseling & Intervention in English


** Asesoramiento Psicológico, Psicopedagógico Infantil (3-12 años) Intervención y Ludoterapia en Español (en Castellano)


3-12 yaş grubundaki çocukların 

- psikolojik ve pedagojik değerlendirilmesi.
- gelişim takibi
- eğitim odaklı desteklenmesi
- sosyal ve duygusal güçlük yaşayanlarına oyun terapisi
- okul odaklı sorunlara müdahale



Ailelere

- Okul seçimi
- Çocuk gelişimi takibi
- Psikolojik yönlendirme ve destek
- Çocuk eğitimi konusunda danışmanlık
- Çocuk bakıcısı seçimi


Profesyonellere

-Okul öncesi öğretmenlerine ve ana okullarında psikolojik destek veren psikolog ve psikolojik danışmanlara danışmanlık, yönlendirme, kariyer koçluğu, destek ve meslektaş grupları aracıyla bilgi ve deneyim paylaşımı.
- İhtiyaçlara özel hazırlanmış butik eğitim ve atölye çalışmaları



Kurumlara

- Öğrenci sorunlarını çözmek için okul-aile-öğrenci-psikolog modeli ile yürütülen işbirlikçi    psikolojik takip
Okul öncesi eğitim kurumlarında AR-GE,
- Eğitim programı değerlendirme, içerik oluşturma, revizyon
- Eğitim ve Psikoloji alanlarında proje bazlı danışmanlık
- Kurumsal ihtiyaçlar doğrultusunda hazırlanan ve yürütülen "tailor-made" atölye çalışmaları ve eğitimler


Nerede Hizmet Veriyorum? 

Kadıköy Belediyesi'nin bir paralel sokağında, Metrobüs Söğütlüçeşme Durağı'nın 3-4 dk yürüyüş mesafesinde.

Daha detaylı bilgi almak isterseniz...

Bana e-mail yoluyla ulaşarak başvurmak istediğiniz konu ile ilgili kısa bir bilgi yazıp telefon numaranızı bırakırsanız en kısa zamanda size ulaşırım.

billurcakirer (at) gmail (nokta) com

YETER Kİ ÇOCUKLAR MUTLU OLSUN!!!

21 Ağustos 2014 Perşembe

Meslek: Annelik Sorumlulukları: Proje Çocuk Yetiştirmek

Ara sıra meslektaşlarımla anneliği profesyonel bir meslek gibi gören, çocuklarına başarıyla sonuçlanması gereken birer proje gibi bakan kadınlarla ilgili beyin fırtınası yaparız. Örneklerini canlı canlı gördüğümüzde ise önce çocukların haline üzülürüz, annenin de farkındalık düzeyiyle ilgili şüphelere düşeriz. Geçenlerde tezim için okuduğum bir kitapta konuyla ilgili bir bölüm görünce bunu sizlerle paylaşmak istedim. Belki profesyonel anneler biraz ne yaptıklarının farkına varırlar da çocuklara dolaylı da olsa bir faydam dokunur. 


"Proje olarak çocuk” görüşünde, çocuğa gelecekteki potansiyeli açısından bakılır ve onun ebevenleri, ailesi ve eğitim kurumları tarafından kalıplanacak ve şekillendirilecek biri olduğu kabul edilir. Çocuk içinkoyulacak hedefler ve yapılacak etkinlikler yetişkinler tarafından belirlenir. Çıktılar önceden belirlenmiştir ve bunlar çocuğu sürekli gelecekteki yaşlarına ve rollerine hazırlayan “yukarıdan aşağıya” bakış açısından geliştirilmiştir. “Varlık olan çocuk” görüşü erken yaştaki çocuğun bir birey olarak özerk olarak geliştiğini ve öğrenmek ve büyümek için kendi itici gücüne sahip olduğunu ima eder. “Varlık olan çocuk” eğitmen olan değil destekleyici olan yetişkinlere ihtiyaç duyar ve güncel ihtiyaçları ve ilgileri doğrultusunda  kendi hedeflerini ve yapacakları etkinlikleri belirleyebilir. “Varlık olan çocuk” görüşü “proje olarak çocuk” görüşüne nazaran çocuğa anlamlı bir farkla daha çok güç ve daha fazla temsiliyet atfeder. (Brock, Dodds, Jarvis ve Olusoga, 2009, p. 57) 

Şimdi bir dakika durup kendinize bir sorun. Siz çocuğunuzun bugün mutlu olmasına, kendi kararlarını alabilmesine, davranışları sonucunda yüzleşeceği sonuçların sorumluluğunu alabilmesi için ona destek mi oluyorsunuz? Yoksa onun için en iyisini ben düşünürüm diyerek onun aciz bir varlık olduğunu kabul edip, hayat dersinizin proje ödevinden A+ ile geçmek için çocuğunuz mükemmel olsun diye sürekli onu düzeltmeyi, onun yerine konuşmayı, onun yerine karar almayı tercih ediyorsunuz?


Karar sizin. Ama şimdiden söyleyeyim sonra bu kararınızdan pişman olma lüksünüz yok...



Kaynak: 
Brock, A., Dodds, S., Jarvis, P., & Olusoga, Y. (2009). Perspectives on play: learning for life. Routledge.

Çocuklar kimdir? Çocukları Tanıyın...