Bu okulda çok kültürlülükle ilgili yapılan uygulamalardan ikisi çok hoşuma gitti. Birincisi okulda çalışan öğretmenlerden bir ekip her sene öğrencilerinin geldiği ülkeler ve şehirleri kapsayan bir eğitim gezisine çıkıyormuş. Böylece öğrencilerinin hangi şartlardan geldiklerini daha iyi anlayan öğretmenler onlara daha uygun bir şekilde yaklaşmayı öğreniyorlarmış. Diğer bir uygulamada da, özellikle okulda Fas asıllı öğrenci çokluğunda, kurban bayramı sırasında onların kutlamalarına okul olarak ortak olduklarından söz ettiler. Bunca okul gezdim, hiç bir okulda da bizim öğrencilerimiz için şu gün önemli, o günü eğitim programımıza dahil ettik sözünü duymamıştım. Varsa yoksa hep hristiyan kökenli Katalan bayramlarının kutlanması önemseniyordu...
Her gün yeni bir şeyler öğrenerek yaşamını sürdüren, büyüyen, gelişen, olgunlaşan bir varlıktır insan. Psikolog Doktor eğitim psikolojisi, çocuk psikolojisi, pedagoji alanlarında ve günlük hayat akışı içersinde hayatın bana öğrettiklerini kendi yansıtmalarımla bu blog aracılığıyla okuyucularla paylaşıyorum. Bir bakıma hem hayatı kendimce yeniden anlamlandırıyorum hem de okuyucularla birlikte yeni şeyler de öğreniyorum.
30 Nisan 2012 Pazartesi
Kreş ve Anaokulu Gezisinden İzlenimler
Bu okulda çok kültürlülükle ilgili yapılan uygulamalardan ikisi çok hoşuma gitti. Birincisi okulda çalışan öğretmenlerden bir ekip her sene öğrencilerinin geldiği ülkeler ve şehirleri kapsayan bir eğitim gezisine çıkıyormuş. Böylece öğrencilerinin hangi şartlardan geldiklerini daha iyi anlayan öğretmenler onlara daha uygun bir şekilde yaklaşmayı öğreniyorlarmış. Diğer bir uygulamada da, özellikle okulda Fas asıllı öğrenci çokluğunda, kurban bayramı sırasında onların kutlamalarına okul olarak ortak olduklarından söz ettiler. Bunca okul gezdim, hiç bir okulda da bizim öğrencilerimiz için şu gün önemli, o günü eğitim programımıza dahil ettik sözünü duymamıştım. Varsa yoksa hep hristiyan kökenli Katalan bayramlarının kutlanması önemseniyordu...13 Nisan 2012 Cuma
Peki Ya siz? Bir Alex misiniz?
20 Mart 2012 Salı
Avrupa’da yaşadığını hissetmek: Piknikte Caz


Barselona’da genelde piknik günü Pazar günüdür ve geleneksel olarak Parc de Ciutadella’da yapılır.


Parc Güell Barcelona’nın en turistik parkı olduğu için masamız sık sık turist ziyaretine uğramıştı, çünkü masanın üstü çok renkliydi. Yemekler ise lezizdi. Diğer ise Barselona’daki Türk topluluğu olan Barcelona Turca’nın organize ettiği Les Planes’da yapılan mangallı piknikti. Bir tarafta sıralanmış dev ızgaralarda yemek pişiren arkadaşlar, öte tarafta kağıt ve tavla oynayanlar...


Ancak bu haftasonu piknik yaparken arkadaşlarıma “İşte böyle ortamlarda Avrupa’da yaşadığımı hissediyorum” dedim sonra da bu yazım aracılığıyla neden böyle hissettiğimi irdelemeye karar verdim.
Avrupa kentlerinde halka açık, ücretsiz kültürel ve sanatsal etkinlikler organize edildiğinde kalitesinden şüphe duymadan, etraftaki kalabalıktan rahatsız olur muyum, biri bana sarkar mı, tacize uğrar mıyım diye düşünmeden etkinliği keşfe çıkarım. Türkiye’de ise bir yerde bedava etkinlik varsa oradan uzak durmam tembihlenirdi geçmişte. Sosyal sınıflar arasındaki çizgilerin çok belirgin fark edildiği bir toplumda yaşadığımızdan olsa gerek, herkesin olduğu ortamlar güvenli gelmezdi. Seneler geçti, piknik kültürleri bile sınıflar arasında farklılık göstermeye başladı. Sahil kenarında piknik yapanlar varoş olurken, Polonezköy’de kendin pişir kendin ye ortamlarında piknik yapmak elit sayıldı.
Müzik sevgisi bile sınıflar arasında farklılık gösterdi. Bir taksiye binince klasik müzik veya caz duymak bizim için sevindirici bir süpriz olurken, senelerce türkülere, arabesk şarkılara kulaklarımızı tıkadık. İstanbul başta olmak üzere Türkiye’deki Caz Festivalleri hep belli bir kesime hitap etti. Kahvaltıda Caz, Caz Vapuru gibi etkinliklere katılmak için cebinizin dolgun olması gerekti. Belki de bu nedendir ki Caz bizlere hep elit sınıfa hitap eden bir müzikmiş gibi geldi.
Bu Pazar günü Piknik’te Caz etkinliği sırasında Avrupa’da yaşadığımı hissettim. Çünkü;

etkinlik ücretsizdi, canlı Caz konserleri ard arda yapıldı, etraf çok kalabalıktı ama kimse kimseyi rahatsız etmiyordu, etrafta tüp ve benzeri yanıcı madde, dumanı tüten mangal yoktu, aileler kendi aralarında sakince aile saadeti sürüyorlardı, dereciğin içinde çamurlarla oynayan çocuklara müdahale eden “çocuğum üstün başın pislenecek, o pis yerde leşin içinde oynanır mı?” diyen anneler yoktu. Caz ve güneş herkesin ruhunu gevşetmişti sanki...
Piknik grubumda muhabbet derinleşirken ben etrafı, aileleri ve çocukları gözlemledim bir süre.

Ve çocuklara bir kez daha hayran oldum. Ortamdaki atık malzemeleri kullanarak, yaratıcılıklarını konuşturarak nasıl oyun oynadıklarını izledim. Oyun oynamak için sadece çevreyi iyi okumanın, yaratıcılık kullanmanın ve gerçekten özgür olmanın yettiğini gördüm.
Aşağıdaki videoda iki çocuk göreceksiniz, dere içinde plastik tabak, şarap mantarları, cips torbası ve çamurla nasıl oynadıklarını izleyeceksiniz (videoyu dikkatle dinlerseniz Caz müziğini de arka fonda duyabilirsiniz).
İçinizden bir çoğunun “bunların ana babası yokmu bu pisliğin içinde çocuklarının oynamalarına izin veriyorlar” dediğinizi duyar gibiyim. Belki haklı da olabilirsiniz. Ancak çocukların ne kadar dikkatli oynadıklarını, düşen paçalarını sıvadıklarını, üstlerine bir damla bile çamur sıçratmadan oynamalarını gözlemlemek onlara karşı bir hayranlık yarattı içimde. Sorumluluk duygusu, bilinç budur işte dedim içimden. Sanırım çocuklarımıza bu bilinci aşılayıp, kendilerine dikkat etme sorumluluğunu verdikten sonra onların doğa ile barışmasını sağlayarak özgürce oynamalarını, oynarken büyümelerini izlemek her anne baba için mutluluk ve övünç kaynağı olacaktır.
Çocuklarınızı doğadan mahrum bırakmamanızı umarak bahar aylarında pikniğin ve müziğin keyfini çıkarmanız dileğiyle bu yazımı da burada bitiriyorum.
4 Mart 2012 Pazar
Yazmak bir dert Yayınlatmak başka bir dert: Akademik Makale Yayınlatma’ya giriş…
Geçen Cuma geç kalkma alışkanlığımı yenerek sabahın köründe azimle kampüse gittim. Amaç Springer yayın evini temsilen gelmiş bir editör’ün “Springer dergilerinde makale yayınlamak için yapılması gerekenler” sunumuna gitmek, biraz ilham almak ve yazamama döngümü kırıp kağıt üzerine bir şeyler dökmek için gaza gelmekti. Yaklaşık 1 saat 45 dakika süren konferansta nasıl makale yazılır’dan çok, yazdığınız makaleleri nasıl yayınlatabilirsiniz sorusuna cevap vermeye çalıştı Natalie Jacobs.
Şahsen Springer’in yayın evi olarak tüm alanlar toplamında dünyada en çok makale ve kitap basan yayın evi olduğunu bilmiyordum. Yalnız sosyal bilimler alanında dergi yayınlamada Informa kitap alanındaysa Palgrave/MacmillanSpringer’ın uzak ara önünde.
Springer’a elektronik ortamda ulaşmak isterseniz www.springerlink.com adresinden makale ve kitaplarını anahtar kelimelerle makaleleri ve chapter düzeyinde kitapları tarayabilirsiniz. İpAd ya da iphone kullanıcıysanız, springerlink application’ını indirmenizi tavsiye ederim.
Author Mapper yine Springer’in verdiği güzel hizmetlerden bir tanesi. Hangi ülkelerden akademisyenlerin alanınızda makale yayımlattığını değişik kategoriler ve anahtar kelimeler yazarak arayabiliyorsunuz. Mesela ben inclusive education diye girdiğimde Avrupa’da İngiltere üzerinde bayrakların yığılma gösterdiğini gördüm ve anladım ki konum en çok bu ülkede çalışılıyor (zaten biliyordum ama böylece daha da emin oldum).
Makalenizi yayınlatmak istiyorsunuz ama uygun dergiyi nasıl seçeceğinizi bilemiyor musunuz?
İşte size bir kaç ipucu:
- Akademik makale arama robotlarına girip (mesela EBSCO) çalıştığınız alanda yayın yapan dergileri karşılaştırabilirsiniz ya da alfabetik sıralamaya bakıp derginin isminin sizing çalışma alanınızla ne kadar uyumlu olduğuna karar verebilirsiniz.
- Derginin ününe ve saygınlığına bakabilirsiniz. Derginin ünü, basılan makalelerin aldığı atıf sayısına (Citation) ve kaç senelik bir geçmişi olduğuna bakılarak anlaşılabilir. Web of Science, Scopus ve Google Akademik dergi makalelerin aldıkları atıf sayılarını bulabilirsiniz. Bu sayfaların sunduğu hizmetlere ulaşmak için bağlı olduğunuz üniversitenin intranet’ine girmeniz gerekebilir. Bu konuda üniversitenizin kütüphanesine danışarak öğrenebilirsiniz.
- Bir derginin uluslarası olma derecesi. Uluslararası bir dergide yayın yapmak istiyorsanız derginin editorial board’una bir göz atmakta fayda var. Editörler grubunun üyeleri ne kadar çok farklı ülkeden geliyorsa, o dergi o kadar uluslar arasıdır.
- Alanınızla ilgili bulduğunuz makalelerin referans kısmını takip ederek ilginizi çeken makalelerin basıldığı dergilerle şansınızı deneyebilirsiniz.
- Alanınızda çalışan araştırma gruplarının web sayfalarına girip onların çalışmalarının nerelerde basıldığına bakabilirsiniz.
- Makalelerin reddedilme oranlarını baz alabilirsiniz. Bir derginin makale red etme oranı yüksekse o dergiye makalenizi basma olasılığınız düşüktür. Eğer bir doktora öğrencisi veya yeni mezun bir doktorsanız makalelerinizi red etme oranı düşük dergilere göndermenizde fayda var.
- Makale gönderme- gözden geçirme- değerlendirme ile ilgili açık ve net bir süreci olmayan yayın evlerine makalelerinizi göndermeniz önerilmez. Elektronik ortamdan makaleleri değerlendirmeye almayan yayın evlerini makale yayınlatmak için tercih etmeyin.
Dikkat edilmesi gereken noktalar:
- Önceden başka araştırmalarda kullanılmış bir metodu makalenizde uzun uzun anlatmayın. Önceki yayına atıfta bulunarak süreci kısaltın.
- Başka bir dergide yayınlanmış bir tablo veya bir bölümü kendi makalenizde kullanmanız gerekiyorsa, bunu yayınlatmak için dergiyi basmış olan yayınevinden izin almayı unutmayın.
- Bir makaleniz bir dergide basılmak için değerlendirme sürecindeyse başka dergiye bu makalenizi yollamayın
- Springer’a makaleniz basılırken online olarak yayınlanmasını istediğiniz bir video da gönderebiliyormuşsunuz. Konunuzla ilgili akademik bir video arıyorsanız şu sayfaya bakmanızda yarar var.
Bunları yapmakta fayda var:
- Academia.edu sayfasına girip akademisyen kimliğinizle bir hesap açmak, alanınızdaki akademisyenleri takip etmeye başlamak.
- Linkedin’e girip bir profil açtıktan sonra araştırma ilgi alanınıza uygun gruplar aramak, yoksa kurucusu olmak ve aktif olarak tartışmalara katılmak.
- Twitter üzerinden alanınızda çalışma yapan kişi ve kurumların güncel haberlerini takip etmek.
Unutmayın, kongrelere, konferanslara katılmak, makaleler yayımlamanın en önemli işlevlerden biri de Network yapmak ve her zaman akademik güncellemelerin farkında olmayı gerektirir.
http://www.springerexemplar.com/ Bu sayfada İngilizce akademik dilde kullanılan kalıplara ulaşabilir. Aklınıza takılan akademik dil ile ilgili soruları çözebilirsiniz.
http://realtime.springer.com/ Bu sayfadan nereden hangi makaleler indiriliyor, gerçek zamanda takip edebilirsiniz.
http://edanzediting.com/ Yazdığınız makalelerin ingilizcelerini akademik dile uygun hale getirmek için başvurabileceğiniz profesyonel bir şirket olmakla birlikte springer’in işbirliği yaptığı kurum.
NOT: Bu yazının herhangi yerini copy-paste yöntemiyle kullanacaksanız lütfen kaynakça olarak blogun adresini belirtin. Emeğe saygı gösterin. Akademisyenler olarak bu konuda hassas olmak mesleki açıdan hepimiz için çok önemli olmalı
İspanyolca bilenler kaynak sunuma şuradan ulaşabilirler...
27 Şubat 2012 Pazartesi
Öğrenmek İstemeyene Öğretmeye Çabalamak Suda Yürümeye Benzer
Farklı bir alanda doktora yapmaya başlayan bir arkadaşımın tavsiyesiyle aldığım, yavaş yavaş da olsa özümseyerek, düşünerek, beğenerek okuduğum “Walking on Water” isimli Derrick Jensen tarafından yazılmış bir kitaptan bahsetmek istiyorum bu yazımda.
Derrick Jensen, üniversitelerde ve hapishanelerde öğrenmeye pek de hevesli olmayan yetişkinlere verdiği yaratıcı yazı yazma derslerinde yaşadıklarını, kullandığı stratejileri kısa öyküler kıvamında anlatırken günümüzün kapitalist eğitim sistemine de dokundurarak öğretmenliğin aslında öğrencilerin kendilerini keşfetmesine yardımcı olması gerektiğini savunuyor.
16 bölümden oluşan kitabın bölümleri eğitimle ilgili güzel ve düşündürücü şeyler söylemiş düşünürlerden alıntılar yaparak başlıyor. Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken, yazarın bir sınıfında öğrencilerine sınıfta kimler düşünmeyi sevmiyor dediğinde bir çok kişinin parmak kaldırdığını ve bunun akabinde yaptığı sınıf içi tartışmayı anlatan kısmıydı. Düşünmeyi sevmeyen, düşünmeye üşenen bir öğrenciniz olsa ona istemediği bir şeyi nasıl öğretirdiniz hiç düşündünüz mü? Bu tipte yetişkin öğrencileriniz varsa bu kitap size ilham kaynağı olabilir. İlham kaynağı diyorum, çünkü bu kitap kesinlikle yaratıcı öğretme stratejilerini anlatan, reçete veren bir kitap değil. Öğrenme sürecine ve toplumun dinamiklerine yönelttiği eleştirel bakış açısı üzerinde düşünülmeye değer.
“One of the difficulties we have in thinking or speaking about the problems of our school system is that we presume the primary purpıse of school is to help children learn how to read, write and do arithmetic. ..... The process of schooling gives children the tools they can- and often must- use to survive after graduating into “the real world”, and teaches them what it is to be a member of our culture.”
“We are told that standardized testing must be imposed to make sure students meet a set of standardized criteria so they will later be able to fit into a world that is itself increasingly standardized. Never are we asked, of course, whether it’s a good thing to standardize children, knowledge, or the larger world. But none of this- not maps, not dates, not names, not tests- is really the point at all, and to believe so is to fall in to the fallacy that school is about learning information, not behaviors.”
“We live in a culture that is based on the illusion-and schooling is central to the creation and perpetuation of this illusion- that happiness lies outside of us, and specifically in the hands of those who have power.”
“... I’ve always considered it my role instead merely to create an atmosphere in which students wish to learn. .... before asking whether I or anyone else has been successful in the classroom, we need to ask what we want to accomplish.
“It all starts with the children. If you don’t start young enough, you’ll never be able to acculturate them sufficiently so that they disbelieve in alternatives. And if they honestly believe in alternatives they may attempt to actualize them.”
“... I have come to feel that the only learning which significantly influences behavior is self-discovered, self-appropriated learning. .... As soon as the individual tries to communicates such experience directly, often with a quite natural enthusiasm, it becomes teaching and its results are inconsequential. .... sometimes the teaching seems to succeed. It seems to cause the individual to distrust his (or her) own experience, and to stifle significant learning. ... I find that one of the best, but most difficult ways for me to learn is to drop my own defensiveness, at least temporarily, and to try to understand the way in which (another’s) experience seems and feels to the other person.” Carl Rogers
“ ... the only real job of any teacher, especially a writing teacher, is to help students find themselves.”
“If I’ve got power ot authority over someone, it’s my responsibility to use that only to help them. It’s my job to accept and praise them into becoming who they are. But if I see someone misusing power to harm someone else, it’s just as much as my responsibility to stop them using whatever means necessary.”
“Never believe anything you read, and rarely believe anything you think.”
“... rules are meant to be acknowledged, and then ignored.”
“And one of the skills that is oh-so-necessary in these days... is to ability to think critically. ... My friend Jeannette Armstrong says, “We all have cultural, learned behavior systems that have become embedded in our subconscious. These systems act as filters for the way we see the world. ... We have to find ways to challange that continuously. To see things from a different perspective is one of the most difficult things we have to do.””
“Because most of the time it’s fear that creates old behaviors and old conflicts. It’s not necessarily that we believe those things, but we know them so we continue those patterns and behaviors because they’re familiar.”
“If I’m going to improve, I need to know what my weaknesses are as a writer.”
“Do you know what your strengths are as a writer?”
“No.”
“Well, after we find out what your strengths are, your weaknesses will be obvious. Doesn’t it make more sense to find and develop your strengths first?”
“Those who fear to follow their own dreams will attempt to destroy yours.”
“Every teacher should realize he is a social servant set apart for the maintenance of the proper social order and the securing of the right social growth.”
“No wonder we all hate school. And the fact that we do hate school is a very good thing. It means we’re still alive.”
“... things will get better, especially if you take charge of your own life.”
“... that it’s okay to be happy, it’s okay to live your life exactly the way you want it. It’s okay to not get a job. It’s okay to never get a job. It’s okay to find what makes you happy and then to fight for it. To dedicate your life to discovering who you are.”
“ It will be very hard. You’ll make a million mistakes and you’ll pay for them all, one way or another. That’s the only way you learn, or at least it’s the only way I learn. But the hard parts will be your hard parts, they won’t be hard parts other people have imposed on you for their own reasons, or maybe for no reason at all.”
“The function of high school, then, is not so much to communicate knowledge as to oblige children finally to accept the grading system as a measure of their inner excellence.” Jules Henry
“grades are... an explicit acknowledgement that what you’re doing is insufficiently interesting or rewarding for you to do it on your own.”
“I no longer think getting stuck is a bad thing. ... Now, it just gives me information. The information could be that I don’t yet know enough about the subject, and need to do more research. .... Sometimes getting stuck doesn’t mean I lack knowledge about the subject. It means I’m asking the wrong questions.”
“I’ve sometimes taken to saying, “most of my decisions are wrong,” because usually when I’m heading in the right direction there are no decisions to be made.”
“We perceive the entire hierarchy in school exactly opposite to how it really is. You’re not here for me and I’m not here for my supervisor. My supervisor is here to help me, the administrators are here to help him, all the way down the line. You are the reason we’re all here.”
“it’s madness to think that all learning comes from putting pen to paper, ...”
“To be fully human means in part to think one’s own thoughts, to reach a point at which, whether one’s ideas are different from or similar to other men’s, they are one’s own.”
“... there are people (lots of them) who perceive the world as a never-ending struggle for power (that is, who are very frightened), and who are therefore more likely to attempt to exploit this perceived weakness.”
“Avoiding danger is no safer in the long run than outright exposure. Life is either a daring adventure, or nothing.” Helen Keller
“The task teacher faces is to find their own way of teaching, one that manifests who they are.”
“What ever you do, or dream you can, begin it. Boldness has genius, power and magic in it. Begin it now.” W.H. Murray
“On your own, you have to face the responsibility for how you spend time. But in school you don’t. What they make you do may obviously be a waste but at least the responsibilty isn’t charged to your account. School in this respect, once again, like the army or jail. Once you’re in, you may have all kinds of problem but freedom isn’t one of them.” Jerry Farber
“I hate industrial schooling because it commits one of the only unforgivable sins there is: It leads people away from themselves, training them to be workers and convincing them it’s in their best interest to be ever more loyal slaves,...., compelling them to take everything and everyone they encounter down with them.”
“Responsibility without freedom is slavery. Freedom without responsibility is immaturity.”
“We need to be given time, not as a constraint, but as a gift in a supportive place where we can explore what we want and who we are, with the assistance of others who care about us also.”
“Education, if it is to be worthy of its true meaning, can, should, and must be at the forefront of resistance to the routine dehumanization of our whole industrialized mass culture.”
30 Ocak 2012 Pazartesi
Anne-Çocuk-Şehir: Meksika'dan notlar...








